Günlerdir içimden geçiriyordum bunları yazmayı. Belki boş vermişliğimden, belki üşengeçliğimden, belki de bunları, kendime bile söyleyemediğim şeyleri, yazmaya korkmaktan. Varın adını siz koyun…
Ama bugün yurtta, balkonda, soğuğu iliklerime kadar hissederken, sigarayı hiç olmadığı şekilde sonuna varasıya kadar içerken artık yeter dedim. Kime isyan, neye isyan orasını da bilemiyorum. Bildiğim tek şey vicdanımın beni bunları yazmaya zorladığıdır. Bugün gördüm ki bende ki bu vicdan denen illetten bazı insanlarda yok arkadaş. Zerre kadarı bile!
Bugün bir kez daha vuruldu o halk.35 masum can. Kim bilir belki de Ahmed Arif in yeni bir şiiri oldu bu insanlar.35 Kurşun…
Medya suskun, Başbakan suskun, Cumhurbaşkanı kim bilir hangi ülkeyi bilmem kaçıncı kez ziyaret edip gülücükler dağıtıyor. Sevgili ülkemin sevgili bakanı bile operasyon kazası, kaçakçılar diyor. Sanki büyük bir suç işlemişsiniz gibi. Sanki okumak için, dersane parasını karşılamak için sınırın karşısına geçen, mazot almaya giden, lise öğrencileri siz değilmişsiniz gibi, ölümleriniz sıradanlaştırılıyor. Ben de mal gibi çevremdeki insanların vicdansızlığından bahsediyorum. Tabi aslında mallık bende…
Neden, çünkü siz aslında dağ Türk’üsünüz. Dağda kart, kurt seslerinden oluşmuş sizin adınız, sanınız, diliniz...
Sizi vuran pkk olsaydı eğer, ölü bedenleriniz manşetlerden haber olacak, medyada kanal kanal, boy boy resimleriniz olacaktı. Ölüm haberiniz Bülent Arınç’ın gözyaşları diye manşetlerden verilecekti. Ama böyle olmadı... Sizi vuran yine sizin ülkenizin ordusu oldu. Üstelik bir sınır köyünde vuruldunuz. Onun içindir katır sırtında taşınmanız, onun içindir ölü bedenlerinizin bu kadar sıradanlaşması, onun için fiyakasız oldu sizin ölümünüz! Çünkü siyasilere rant kapısı açmadı ölümünüz, onların elini güçlü kılmadı, yitip gittiniz sadece. Onun için ölünüz devletin işine yaramaz, hüzün beklemeyin. Siz Ankara’nın göbeğinde değil, ölümün sıradan görüldüğü bir coğrafyada öldünüz.
Ölün gitsin işte, kaydınız düşüversin bu samimiyetsizler cumhuriyetinden…
Böyle başladık bu yazıya. Belki de plan bu değildi ama yazıyoruz işte nereye kadar gittiyse… Konusu yine bu olacaktı belki de bu yazının, içeriği aynı olacaktı ama bunları yazarken belki içim bu kadar cız etmicekti. Kendi kendime bir inceleme ya da onun gibi sittiri boktan bi kişisel analiz yapacaktım.
Kürd sorunuydu bu yazmak istediklerimin genel çerçevesi .Ya da Terör sorunu. Adını siz koyun sevgili okur. Çünkü adı değişse de aslı değişmiyor. İster terörist olsun adı, ister gerilla. Neyi değiştiriyor bu aq ? Ben söyliyeyim. Hiç bi boku değiştirmez sevgili okur. Ama ben eminim ki siz bunları okurken, bak bu adam terörist,bu adam da bölücü diyeceksiniz. Ya da birazdan yazacaklarım Kürd milliyetçisi arkadaşların da zoruna gidecek. O da bak bu adam kürd ama, şerefsiz olmuş bu diyecek. O yüzden ben olayı kendi çapımda, kendi isimlendirmelerimle değerlendirmeye çalışacam. Her iki açıdan da bakmaya çalışacam. Tabi ki yazdıklarımın kusursuz derecede tarafsız olduğunu filan söyleyemem. Sonuçta ben de Türkiye Cumhuriyeti nin bir Kürd vatandaşıyım. Ne derece tarafsız olabilirim? Bilmiyorum…
Bu yazılanları kimseye zorla okutma gibi bir derdim yok. Zira kendi hür iradenize girdiniz bu bloğa. Kimseye zorla bişi okutmuyoruz sonuçta burda. Beğenmezsen de hım, ok, kib ,bye, sie, go yani.
Neyse ben artık konuya giriş yapmak istiyorum. Detaylara takılmak asıl anlatmak istediklerimize engel olmasın.
‘Allah insanın vicdanıdır,
Onu camilerde ve kıyafetlerde aramak mantıksız insanların işidir..!’
Onu camilerde ve kıyafetlerde aramak mantıksız insanların işidir..!’
Ne kadar kendi ülkesinde yaptığı zulüm hala hafızamızda olsa da bunu Beşar Essad söylemiş.
"Kendi halkını katleden yönetimin meşrutiyeti olmaz"
Bu sözün sahibi de benim ülkemin Başbakanı. Bu sözleri söylediği, akıl verdiği adam da yukarıda bahsini ettiğim adam.
Sanki bugün ölenler kendi ülkesinin vatandaşları değilmiş gibi…
Sanki bugün ölenler kendi ülkesinin vatandaşları değilmiş gibi…
Sorun kürt(terör) sorunu demiştim. Nasıl başlamış, şimdiye kadar neler yaşanmış. Bunları anlatmak ne kadar işimize yarar ya da neyi çözeriz bilemiyorum. Ben önüme bakmak istiyorum. Ve bu sorun nasıl çözülür, ya da en azından biz neler yapabiliriz, neleri değiştirebiliriz kendi çapımda bunlardan bahsedicem sevgili okur.
Kimisinin deyimiyle(Tansu çiller) dağdaki üç beş çapulcuydu bunlar, kimisine göre bir kahraman, bir halkın uyanışını sağlayanlardı. Ama her ne olursa, bu noktaya kadar gelinen süreci değiştirmiyor dimi?
Neden bu insanlar dağa çıktı. Başka bir çözüm yolu yok muydu diye sordum kendi kendime.
Neden silah???
Belki de bu sorunun cevabını bulamadığım için her gün sövüyorum pkk ye.Ha şimdi bi noktayı netleştirelim. Bazılarının aklında belirmiştir hemen o düşünceler, bak bu pkk(e) diyor, bu da onlardan. Sevgili arkadaşım senin de bildiğin gibi Türkçe de ka diye bir harf yok k(e) var. Sağ olsun medya ve devlet işi pisliğe vurmak için güzelim Türkçeyi de hiçe sayıyor. Her neyse…
Dediğim gibi hala bu sorunun cevabını bulamadım. Çünkü hiç bir şey bana silaha sarılmayı meşru bir yöntem olarak kabul ettiremez arkadaş, bu yüzden bu düşüncede olanlara da şiddetle karşı çıkıyorum, hatta sövüyorum. Daha geçenlerde gördük, evinin balkonunda gencecik bir öğretmen vuruldu. Hem de bir kadın, yani alıştığımız, alıştırıldığımız, tüm savaş realitesinden uzak tek amacı eğitim olan masum bir insan. Bu kadın balkonunda füze ile vuruluyorsa hiç kimse bana silahı meşru bir neden olarak gösteremeye kalkmasın. Sen bunu yapıyorsan eğer, sana yapıldığını söylediğin zulümleri, baskıları, imha ve inkâr politikalarını anlatmanın hiçbir gereği kalmaz. Çünkü bunları yapınca benim açımdan aynı boku yemiş olup, aynı kefeye giriyorsun. Yani aynı bokun laciverti oluyorsun.
Yalnızz tabi bunları söylüyorum ama şöyle bir düşünce de beni almıyor değil. Bundan 20 yıl öncesinde kürd’üm demek bile suç iken, bunu diyenler öldürülüyor yada hapislerde çürüyor iken şu anda ben ve diğer kürdler müziğimizi dinler, istediklerimizi konuşur hale geldik. Tabi bunlarda da hala çok çok eksikler var ama orası başka, konu başka yere kaymasın.
Şimdi bunları yapıyor ya da yapabiliyorsak eğer kim ne derse desin, bunlar belki de silahın yüzünden, ölen insanların kanından oldu. Ulan kim ister ki insanlar böylesi bir neden için ölsün. İnsan hayatından daha kıymetli ne olabilir şu hayatta a..q.. Ama işte silahı almadan da kimse seni takmıyor, durum bu noktaya geliyor. Yukarıda da belirttiğim gibi üç-beş çapulcu diyorlar. Zaten bende bunu anlayamıyorum, bu zihniyeti.
En başta da belirttiğim gibi yazdıklarım iki karşıt düşünce sahiplerinin de hoşuna gitmiyor olabilir. Ama bunlar var diye de yazmayı, düşünmeyi bırakacak ta değiliz gardaş.
Neyse devam edelim. Neden silah buna cevap bulamadık, ya da ben bulamadım. Cevap verebilecek olursa da beklerim anacım aydınlatın bizi.
Cancağızlarım, okurlar şuna odaklanalım. Neden bu kadar zaman geçti de kafa yapısı hiç değişmedi. 35-40 yıldır süren bir savaş, popülist bir yaklaşımla, kardaşı kardaşa vurduran bu öfke niye?
Düşünün şimdi sevgili okurlar dağda üj-bej bin çapulcu, bölücü, vatan hayını var ama 40 yıl olmuş hatta gerisine bakarsak olayın daha da fazla… Ama bu savaş bitmemiş. 654321 kere operasyon yapmışsın hem ülke içinde, hem ülke dışında ama bitmemiş bu aq dugumun savaşı, ölmemiş bu vatan xayınları.
Mantık bu olduktan sonra bitmez bu savaş. Ha şimdi devlet başka bir strateji geliştiriyor, hani Armağan paşam çıkıyor ya her tv kanalına bok varmış gibi ve diyor ya terörün arkasındaki güçleri bitirmek lazım sevgili Ahmet Hakan. İşte devlette çözümü tüm kürd siyasetçileri, gazetecileri, yazar- çizer düşünür kim varsa hapse atmakta buluyor. 4000 tane kürd siyasetçisi şu an hapiste, ve yüzlerce öğrenci ya hapiste ya da mahkemesi devam ediyor.
Bu mu geliştirdiğin yeni strateji? Böyle çözeceksin yani bu sorunu. E o zaman kusura bakma da, bi 140 yıl daha geçmesi lazım senin kafanın çalışabilmesi için be tayyip baba.
Tamam kürd açılımı dedin, heveslendik bizde lan dedik adamın hakkını yiyoruz bea, bak adam çözüm üretiyor, yürüüü bea… Dedik ama sonunda gördük ne olduğunu. İçi boş laflar, sahte gözyaşları, bukalemun gibi değişen suratlar. Televizyonlarda elinde kelepçeli binlerce insan…
Diyarbakıra gidince bu sorun benim sorunum, benim kürt kardeşlerim!!! Bursa ya gidince tek devlet, tek millet, tek bayrak o kadar ulenn!! (Görende sanır Malkoçoğlu aq) :) hehe
Tayyibin çözüm anlayışı bu. Bu anlayışla da çözüm filan olacağı da yok. Bu da gün gibi aşikar bi şey.
Kendi kendime soruyorum yine. Neden böyle bir hareket halktan destek gördü ve 35-40 yıldır da devam ediyor, hatta artıyor bile diyebiliriz. Düşünsene ya bu kadar yıldır senin oğlun, kızın ölüyor. Sende destek veriyorsun buna. Gerzek olman lazım böyle bir durumda. Ama tabi ki kazın ayağı öyle değil. Halk kendinden bişey bulmasa o örgütte destek vermez. İşte tayyip babanın bunu ortadan kaldırması lazım. Kendi kendine bunu sorması lazım. Ulan benim kürd kökenli vatandaşım neden bu elinde silah tutan eşkıyalara destek veriyor diye sorması lazım.
Şimdi başka bir konuya değineceğim sevgili okur. Hazır teröre(pkk ye) destek konusundan bahsetmişken bundan bahsetmemek olmaz.
Yine ben soruyorum kendime, niye soruyorsam. Fazla sormıcan aslında he diyip geçecen :) hehe.
Dediğim gibi yine soruyorum. Ula bu Abdullah Öcalan (terörist başı,reber) bu kadar yıldır içerde. Hala nasıl yönetebiliyor bu adamları. Ya da sikindirik bir üniversite öğrencisiyken nasıl oluyor da kitleleri, milyonları peşinden sürükleyebilir. Benim faşo kardaşım hemen kestirip atıyor, terörist başı, hayın, aq onun …. diyerek. Tamam sayın faşo sen yine ne dersen de ama otur bi düşün lan. Bu adam 12 sene olacak nerdeyse, tek odalık bir hücrede ve dağda binlerce adam bu adamın sözünü dinliyor ve bu adam öl dese ölecekler. Nasıl oluyor bu iş? Sordun mu hiç? Ben söyliyeyim sormadın, çünkü tenezzül etmedin sormaya. Bunları düşünmek sana zor geldi. O zaman senin yerine az ben sorayım bunları sevgili faşo.
On küsur senedir tek hücrede yaşayan adam nasıl yapıyor bunları. Merak ettik tabi, okuduk bizde biraz. Çünkü söylediğimiz şeyler öyle küçük şeyler değil, bi adam için canını vermekten bahsediyoruz. Sevdiğin hatun olsa yada erkek, sen bile düşünürsün 2 dk aq. Lan ölsem mi acaba diye. Yalan mı? İşte bu adam da öyle boru bi adam değil. Son derece bilgili, kendini aklına gelen her konuda yetiştirmiş bi adam. Az oturup baksaydın bunu duruşmada verdiği savunmadan bile çıkarabilirdin. Adam sayfalar dolusu savunma verdi, kitaptan beter. Bu savunmada da bireysel olarak kendini savunmadı. Bir halkı savunmaktan bahsediyor apo. Zaten böyle anormal bi adam olmasaydı eğer apo da on iki yılda kafayı yerdi. Yani en azından ben olsam yerdim,hehe.
Bağlantılı olarak devam edeceğim başka bir konu var sevgili okur. Yine internette, orada burada, kürtçe yayın yapan kanallar ki buna roj tv de dahil. Hani şu türk faşosu kardaşımın bölücü diye izlemediği, kürt faşosu kardaşımın da sanki başka kanal yokmuş gibi sabahtan akşama kadar izlediği, kendini Türkiye den, yaşadığı gerçek hayattan realite den soyutladığı kanal. Hah işte tam hatırlamıyorum neresi olduğunu ama şöyle bir detay gözüme çarptı. Paylaşayım dedim sizlerle.
Video gerillaların(terörist) dağdaki yaşamından, hayatından kesitler sunuyor. Ama küçük bir ayrıntıdan bahsediyor orada, bir istatistik gibi bişey. Dağda ortalama yaşam süresinden bahsediyor. Merak ettim bende dikkatlice dinlemeye başladım ama dinlediklerim şok etti beni. Hatta Kürtçem pek iyi olmadığı için bi iki defa daha dinledim ama yok doğru arkadaş.
Dağda bir gerillanın yaşama ömrü bir buçuk, en fazla iki sene. Düşünsene sevgili okurum. Dağa çıkıyorsun, tüm hayatın değişiyor, yaşadığın hayatı bırakıyor farklı insanların arasına giriyorsun. Eline silah alıyor, eninde sonunda ölecek ya da öldürüleceğini de biliyorsun. Ve bunları yaparken de ortalama ömrün bir buçuk sene!
Şimdi sevgili okur, ben bir doktor olsam sana desem ki Mülayim bey bir buçuk yıl sonra öleceksin, ne yaparsın? Gider gününü gün edersin ya da bankadan kredi çeker kenef açar, üstüne sifonu çekersin orasını bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey bile bile ölüme gitmezsin.
İşte bu adamlar bunu bile bile gidiyorlar oraya. Benim insanım da diyor ki, bunlar kandırılmış. Ulan nasıl bir kandırmadır bu. Hangi adam bile bile ölüme gider? Sen inanıyor musun bu söylediğine? Bide üstüne ne yapıyor devletim, gel pişman ol diyor bu insanlara. Sence bu kadar şeyi göze almış birisi senin sikindirik pişmanlık yasandan faydalanır mı?
Aslında sende biliyorsun gelmiyeceğini. Ama kamuoyunun vicdanını rahatlatıyorsun ve bir bakıma kendini kandırıyorsun. Sonunda bu yalana kendinde inanıyorsun ya da inanmış numarası yapıp bizi yiyorsun.
Bunu yaparken aslında beni zerre kadar kandıramıyorsun ama kontrol ettiğin medya ile beraber Türkleri kandırabiliyorsun. Onlar inanıyor söylediklerine. Çünkü onlarda inanmak istiyorlar.
Ve inandıktan sonra diyorlar ki, bak işte devlet bunları yapıyor. Sen burda kürtçe konuşuyorsun benimle, her şeyi yapıyorsun o zaman niye bölücülük yapıyorsun diyor.
Aslında onların da hiçbirisi gerçeği bilmiyor. Gerçekten kastım gayet basit. Ülkenin doğusuna gidersen eğer, biraz olsun yönünü çevirir, boktan Amerikan kültüründen, bulunduğun dar kalıptan çıkıp kendini arındırsan, oradaki halkın yaşadıklarını görürsen sende anlarsın gerçeği.
Benim güzel vatanım, dört bir yanı güzelliklerle dolu, her yerinde buram buram tarih fışkıyor anadolunun... Diyorsun ama bir gün olsun doğuya, güneydoğuya gittin mi? Gördün mü oraları?
Ya da şöyle diyeyim. Seni hiç 20km lik yolda 5 defa aramadan geçirdi mi jandarmalar otoyolda? Senin hiç köyün yakıldı mı, zorla göç ettirildin mi oralardan? Senin hiç anana, bacına tecavüz ettiler mi? Seni hiç sokak ortasında keyfi olarak soyup, dövdüler mi sırf kimliğinden dolayı?
Haa işte bunları yaşamadıysan o zaman gerçeği bilmiyorsundur benim için. Sana git gör diyorum. Çünkü biliyorum ki bu şerefsiz medya sana bunlardan hiç bahsetmicek. Onlar kendilerini biçilmiş rolü oynayacaklar. Kuklalık görevlerine devam edecekler. O yüzden git gör diyorum. Mardini sadece tarihi yapı olarak görme, hasankeyfe gittiğinde 10km daha ileri git köyü yakılan insanlarla konuş.
Yani şu at gözlüklerini çıkar bi zahmet. Senden tek ricam bu. Gerçekten zor bir şey değil. Sadece kendini o insanların yerine koyacaksın o kadar.
Eğer bunları yaparsan zaten bir çok şeyin değiştiğini göreceksin. Algıların, düşünce yapın, karşında gördüğün insana bakış açın değişecek. Belki yolun karşısında simit ya da mendil satan, Türkçesi bozuk bir kürd gördüğünde içinden pislik, şunun tipine, haline bak demiceksin mesela. Onun neler yaşamış olabileceği gelecek aklına.
Belki de bunları yaptığımızda gelecek bu barış kim bilir. Keşkeee diye geçiriyor insan içinden ama o beş harften oluşan kelimeye o kadar uzağız ki şimdi…
Karamsarlığa kapılmaya gerek yok sevgili okur. En büyük barışlar en büyük rüzgarlardan sonra çıkar. Haydin biz devam edelim yazıya.
Pkk nin kuruluşundan pek bahsetmedik, ufak bir Abdullah Öcalan portresi çizdik o kadar. Ama örgüt nereden nereye gelmiş buna da bi bakmak lazım hafiften.
Pkk ilk kurulduğunda eli silahlı bir örgüt olarak kurulmadı tabi. Daha sonradan silahlı çatışmaya geçildi. Hatta apo bir açıklamasında, Haki Karer in ölümü belki de silahlı çatışmayı başlattı diye bir laf kullanmıştır.
Haki Karerler, Mazlum Doğanlar, Kemal Pirler. Bu inşalar şu anda pkk ye inanan isimler için o kadar büyük önem taşıyor ki. Bu adamlar bu örgütü yoktan var eden insanlar. Binlerce kez şiddet, işkence görmüş ama yine de yılmamış insanlar. Kimisinin kahramanları, kimisinin de sövdüğü ama içeriğini bilmediği örgütü buralara getiren adamlar.
İşte bu adamlarla kurulan pkk tabi ki bağımsız bir kürdistan hedefiyle yola çıktı. Hatta bu yıllarca devam etti, aponun açıklamaları da bu yöndedir. Ama değişen şartlar, konjonktür örgütün siyasi hedefini değiştirdi. Tam bağımsız kürdistandan, demokratik özerk federasyona, hatta ve hatta anayasada yapılacak olumlu değişikliklerle beraber bu istekten de feragat edilecek bir duruma gelindi. Peki nasıl oldu bu durum?
Bunun uzun uzun analizini yapmamı filan beklemiyorsunuz herhalde okurlar. Ama ben size bir gerçekten bahsedicem, ufak güzel bir örnek vererek. Amerika’yı hepimiz biliyoruz dimi. Obama, Bush, Fast Food, Holywood, Lost,Big Bang Theory, Striptiz Club vsvs. Hani şu ölesiye hayran olduğumuz, kendimizinkini de tu kaka diye yere vurduğumuz kültür.
Herneyse ondan bahsetmicem. Sevgili okur hiç Amerikan haritasına baktınmı? Eyaletlerin sınırlarının nasıl çizildiğine? Eğer bakarsan bu yazıyı okuduktan sonra, göreceksin ki eyaletler arası sınırlar bildiğin kalemle çizilmiş, ortadan yarılmış gibi dümdüz. E bu ne ifade ediyor. Bu şunu ifade ediyor, benim adıma.
Ortada bir yaşanmışlık yok. Bir paylaşım, bir kültür birikimi ya da alışverişi, hiçbir şey yok. Zaten bu adamlar yerlileri öldürerek oraya konumlandırılan adamlar değil mi? Nasıl bir paylaşım olmasını bekliyorsun.
İşte o haritaya baktıktan sonra bir de kendi sınırlarına bak haritandan. Daha sonra bir düşün neler farklı diye? Benim düşündüğüm elbet senin de aklından geçer o zaman.
Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki; kültürlerimiz, dilimiz, inancımız, yaşam tarzımız kısacası her şey yüzyıllar içinde birbirine o kadar girmiş, içli dışlı olmuş ki o sınırlar böylesi bir hal almış.
İşte bu yüzden kendi kendime düşünüyorum. Biz kolay kolay parçalanamayız diye. Belki de ben hayalperestim. Olmadık durumlardan olmadık düşüncelere kapılıyorum, olabilir. Çünkü bölünme sadece o sınırlarla olmuyor. Zihinlerde böyle bir şey oluştuysa zaten, bunun ötesi bir durum olamaz. Şu anda gittiğimiz nokta da beni haklı çıkarıyor. Giderek ayrışıyor, kutuplaşıyoruz. Giderek vurdumduymaz, bencilleşiyoruz. 35 insan öldüğünde sırf kürdler diye küçümsüyor, belki içten içe seviniyoruz. Ya da kaçakçı diyerek gözümüzde küçültüyoruz. Şehitler ölmez Vatan bölünmez!!!! diyoruz ama günden güne bu bölünmeye yardım etmiş oluyoruz. Şehit olan asker sayısı bir iki olduğunda vurdumduymaz oluyor, bu sayı 24 e çıktığında birden vatansever kesiliyoruz. Bir kez olsun ateş düştüğü yeri yakmadan hareket etmiyoruz. Van da olan depreme ilahi adalet diyebilecek kadar aşağılık bir duruma düşüyor ama İstanbul depreminde gelen yardım listesinde Şırnak’ın ilk sırada olduğunu unutuyoruz.
Kim bilir belki de bunları yaptığımızda biraz olsun değişecek bu ülke, bu zihinler. Ya da ben yine böyle sanacak, kendimi avutacağım.
‘’ Acıları ortak olmayan bir ülkenin, geleceği de olamaz’’
Belki de bu acıları paylaştığımız da daha güzel bir gelecek beklicek bizi. Belki de içimizdeki diğer bizlerin farkına vardığımızda…
Belki de bunlar olduğunda yazmama gerek kalmayacak bu blogta.
Son olarak kürd ya da terör sorunu adını siz koyun yine, kendime göre bu sorunun çözüm yolundan ve aşamalardan bahsedicem, madde- madde.
Madde 1:………………………………………………………………………
Madde 2:………………………………………………………………………
Madde 3:…………………………………………………………………………
…..
….
…..
…..
Madde 100:…………………………………………………………….
Ciddi ciddi benden bir yol haritası filan çizmemi beklemiyorsunuz değil mi sevgili okurlar?
Ehehe :=)
Barışla kalın…